[Ana Sayfa]


ALTUĞ YALÇINTAŞ’IN CEVABINA CEVAP
İtibarımı Editör ve Hakemler Üzerinde Baskı Kurmak İçin mi Kullanıyorum?

Kemal Gözler*

23 Ağustos 2019 tarihinde idare.gen.tr’de “AÜSBFD Tarafından Reddedilen Bir Makalem Dolayısıyla” başlıklı bir yazı yayınladım. Bu yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Bu yazıya cevap olarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi sayın Doç. Dr. Altuğ Yalçıntaş, 2 Ekim 2019 tarihinde T24’te bir “Türkiye’de Bilimsel Suistimaller ve Kemal Gözler’e Cevap” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makaleyi de şuradan okuyabilirsiniz.

Öncelikle belirtmek isterim ki, makalelerimin tartışılması, makalelerime cevap verilmesi beni mutlu ediyor. Her yazar gibi ben de eserlerimin yansısını görmek isterim. Bu nedenle değer verip, yazıma karşı bir cevap yazısı yazan sayın Altuğ Yalçıntaş’a teşekkür ederim.

Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesi, geneli itibarıyla, tartışma konusuna katkılarda bulunan önemli bir makaledir. Sayın Yalçıntaş’ın benim yazıma yönelttiği eleştirilerin pek çoğunun en az benim yazımda ileri sürülen görüşler kadar değerli görüşler olduklarını düşünüyorum.

Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesinde bana yönelttiği eleştirilere burada tek tek cevap verecek değilim. Konu hakkında kendi görüşlerimi zaten söz konusu yazımda ve bu yazıdan bir gün önce 22 Ağustos 2019 tarihinde anayasa.gen.tr’de yayınladığım “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” başlıklı makalemde açıkladım. Tartışmanın içeriğine ilişkin görüşlerimi merak edenler bu makalelere bakabilirler.

Ben burada sayın Altuğ Yalçıntaş’ın sadece üç iddiası hakkında cevap vermek istiyorum.

1. Sahip Olduğum İtibarı Editör ve Hakemler Üzerinde Baskı Kurmak İçin Kullandığım İddiasına Cevabım

Önce Altuğ Yalçıntaş’ın “Gözler’in … sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullandığı izlenimi edindim” cümlesiyle dile getirdiği iddiaya cevap vermek istiyorum. Yanlış aktarıma yol açmamak için Altuğ Yalçıntaş’ın makalesinin ilgili kısmını aşağıya olduğu gibi alalım. Yalçıntaş şöyle diyor:

“Haberden benim anladığım kadarıyla, AÜSBFD editörünün kararını içine sindiremeyen Gözler’in (ifade Gözler’e aittir) sebeplerinden biri kendisinin 70’ten fazla makalesinin yayımlanmış olması, WOS, Scopus ve Google Scholar’da yüzlerce atıf almasıdır.

Kişisel kanaatime göre, burada en az iki sorun var:

1. (…)

2. Gözler’in WOS, Scopus ve Google Scholar’daki metrikleri kendisinin yazacağı makalelerin hakem sürecine girmeyeceğini ve bir derginin Gözler’in yazdığı makaleyi reddedemeyeceği anlamına gelmez. Çift taraflı kör hakem sürecinin en büyük avantajı, hakemlerin, yazarların sahip olabileceği etki gücünden bağımsız olarak görüş bildirmesidir.

Bu iki gerekçeden ötürü, Gözler’in hakem sürecinin mahremiyetini ihlal ettiği ve sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullandığı izlenimi edindim” [1].

Bir bilim insanının “sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullandığı” iddiası vahim bir iddiadır; bu iddianın doğru olması, o bilim insanının, sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesinde sıkça kullandığı terim ile söylersek, “bilimsel suistimal” içinde olduğunu gösterir. Böyle bir konuda sayın Yalçıntaş’ın bu iddiayı dile getirirken “izlenim” kelimesini kullanması da bu iddianın vahametini ortadan kaldırmaz.

Bu iddiaya muhatap kılınmış ve kendini savunmak zorunda bırakılmış bir bilim insanı olarak önemle belirtmek isterim ki, sayın Altuğ Yalçıntaş’ın bu iddiası, onun terimiyle “izlenimi” GERÇEK DIŞIDIR. İki sebepten dolayı:

Bir kere, benim söz konusu makalemin Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (AÜSBFD) tarafından kesin olarak reddedildiği bana 16 Temmuz 2018 tarihinde bildirilmiştir. Sayın Yalçıntaş’ın eleştirdiği yazım ise 23 Ağustos 2019 tarihinde idare.gen.tr’de yayınlanmıştır. Yani sayın Altuğ Yalçıntaş’ın editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için yazdığımı iddia ettiği makalem, AÜSBFD’ye gönderilen makalemin yayın süreci sona erdikten 13 ay sonra yayınlanmıştır. Nasıl olacak da, bu yazım, makalemi 13 ay önce reddeden AÜSBFD’nin sayın editörü ve hakemleri üzerinde baskı kuracak? Bu baskı ne işe yarayacak? Bu nedenle sayın Altuğ Yalçıntaş’ın yukarıdaki iddiası, kronolojik tutarsızlıkla malûl bir iddiadır.

Yok eğer bu iddia geleceğe yönelik bir iddia ise, yani geleceğe yönelik olarak editörler ve hakemler üzerinde baskı kurma saikıyla hareket ettiğim iddia ediliyor ise, belirtmek isterim ki, bundan sonra AÜSBFD veya AÜHFD veya başka bir akademik dergiye makale göndermeyeceğimi ve makalelerimi doğrudan doğruya anayasa.gen.tr’de veya idare.gen.tr’de yayınlayacağımı 22 Ağustos 2019 tarihinde anayasa.gen.tr’de yayınladığım “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” başlıklı makalemde açıkça ilân ettim. Nitekim son 10 makalemi akademik dergilere göndermedim. Sadece anayasa.gen.tr ve idare.gen.tr’de yayınladım. Sayın Altuğ Yalçıntaş adı geçen bu makaleme atıf yaptığına göre, bu makalemi ve bu makalemde bundan sonra AÜSBFD, AÜHFD veya bir başka akademik dergiye makale göndermeyeceğim yolundaki açıklamamı okumuş olmalıdır.

Ayrıca belirtmek isterim ki, benim hakemler üzerinde baskı kurmam, AÜSBFD gibi dergilerin uyguladığı ve sayın Altuğ Yalçıntaş’ın savunduğu “çift taraflı kör hakemlik sistemi”nde zaten mümkün değildir. Benim makalemi değerlendirecek hakemler, makalenin yazarının ismini bilmeyeceklerine göre, nasıl olup da “şimdi ben Kemal Gözler’in makalesini reddedersem, benim hakkımda da bir eleştiri yazısı yazar” diye düşünüp etki altında kalacaklar? Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın ileri sürdüğü argümanlar hem maddi vakıa olarak doğru değil, hem de kendi içinde çelişkilidir.

İkinci olarak, eleştirilen makalemde benim atıf sayılarımı vermemin sebebi, Yalçıntaş’ın iddia ettiği gibi makalelerimin hakem sürecine girmeyeceğini ve makalelerimin reddedilemeyeceğini göstermek için değildir. Doğrudur, ben makalemde aldığım atıf sayılarını verdim; ama bunu yazacağım makalelerimin hakem incelemesinden muaf kılmak için değil, neden bir yıl bekledikten sonra AÜSBFD’ye tepki gösterdiğimi açıklamak için yaptım.

Makalemin ilgili kısmını aşağıya olduğu gibi alıyorum:

“Makalemin reddedilmesine karşı olan tepkimi, 16 Temmuz 2018 tarihinden bu yana, kamuoyuyla paylaşmadım. Muhtemelen 22 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanan “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” başlıklı makalemde ‘Yazarlar Neden Susarlar’ başlığı altında dile getirdiğim duygu ve düşünceler bunda rol oynadı. Neticede insanın ortaya çıkıp ‘benim makalem değerli’ demek zorunda kalması insanın gururuna dokunuyor.

Bir kısmı hakemli dergilerde olmak üzere yayınlanmış 70’ten fazla makalem var [3]. Muhtemelen Türk hukuk literatüründe kitap ve makaleleri en fazla atıf alan yazarlardan biriyim. 31 Aralık 2018 itibarıyla Google Scholar’da atıf sayım 2028, h-index’im 18; Web of Science’ta (Social Sciences Citation Index, vb.’lerinde) atıf sayım 138, h-index’im 7’dir [4].

Kendimi başarılı bir akademisyen olarak görürken, kalkıp, ‘makalem AÜSBFD tarafından reddedildi’ diye şikayette bulunmayı içime uzun bir süre sindiremedim. Ama yukarıda bahsettiğim nedenlerle daha fazla susmamak gerektiğine karar verdim ve bir yıl sonra da olsa harekete geçmeye karar verdim” [2].

Okuyuculardan istirham ediyorum: Yukarıdaki üç paragrafı dikkatlice okuyunuz. Benim atıf sayılarımı vermemin sebebi, makalelerimin hakem incelemesinden muaf tutulmasını istemek midir; yoksa tepkimi göstermek için bir yıl gecikmemin sebebini açıklamak mıdır?

Yukarıda ilk paragraf, “makalemin reddedilmesine karşı olan tepkimi, 16 Temmuz 2018 tarihinden bu yana, kamuoyuyla paylaşmadım” cümlesiyle başlıyor ve “neticede insanın ortaya çıkıp ‘benim makalem değerli’ demek zorunda kalması insanın gururuna dokunuyor” cümlesiyle bitiyor. Atıf sayılarımı verdiğim paragraftan sonraki paragrafın ilk cümlesinde ise “kendimi başarılı bir akademisyen olarak görürken, kalkıp, ‘makalem AÜSBFD tarafından reddedildi’ diye şikayette bulunmayı içime uzun bir süre sindiremedim” diyorum.

Görüldüğü gibi atıf sayılarımı vermemin sebebi, editör veya hakemler üzerinde baskı kurmak veya makalelerimi hakem incelemesinden muaf kılmak değil, makalemin reddedilmesine karşı bir yıl boyunca neden sustuğumu, makalem reddedildi diye şikayette bulunmayı neden gururuma yetiremediğimi, içime sindiremediğimi göstermekten ibarettir.

Bu arada belirteyim ki, sayın Altuğ Yalçıntaş’ın yazısında “AÜSBFD editörünün kararını içine sindiremeyen Gözler” diye bir ifade var; sayın Yalçıntaş yanılıyor. Yukarıdaki paragrafta da görüldüğü gibi “içime sindiremediğim şey” makalemin AÜSBFD tarafından reddedilmesi değil, AÜSBFD’ye karşı kamuoyu önünde şikayette bulunmaktır. Cümlem gayet açık. Yukarıdaki cümleyi bir kez daha buraya koyuyorum: “Kendimi başarılı bir akademisyen olarak görürken, kalkıp, ‘makalem AÜSBFD tarafından reddedildi’ diye şikayette bulunmayı içime uzun bir süre sindiremedim”.

Sayın Yalçıntaş’ın içine düştüğü hata atıf sayılarımı verdiğim paragrafı, bu paragraftan önce ve sonra gelen paragrafları dikkate almadan okumasından kaynaklanmaktadır. Malum, mantıkta “siyak ve sibak (antecedentibus et consiquentibus)” kuralı uyarınca bir söze kendisinden önce ve sonra gelen sözlerle birlikte anlam verilir.

* * *

Tekrar etmek isterim ki, sayın Altuğ Yalçıntaş’ın “Gözler’in… sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullandığı izlenimi edindim” cümlesiyle dile getirdiği iddia, yukarıda açıkladığım gibi gerçek dışı bir iddiadır. Amacım, Türkiye’de akademik dergi yayıncılığı konusunda yaşadığımız sorunları hulus ve saffet içinde ortaya çıkarmak ve bunlara örnek vermekten ibarettir. Bu amaçta da kamu yararı olduğunu düşünüyorum. Örnekler vererek eleştirdiğim tek dergi de AÜSBFD ve tek editör de adı geçen derginin sayın editörü değildir. Geçmişte tamamıyla benzer amaçlarla yazdığım bir yazıyla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisini ve diğer bir makaleyle de Amme İdaresi Dergisini eleştirdim.

* * *

İlave edeyim ki bir bilim insanının “sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullanması” nasıl bir “bilimsel suistimal” ise, böyle bir durum yokken, bir bilim insanını gerçek dışı bir şekilde “sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullanmakla” suçlamak da bir “bilimsel suistimal” teşkil eder.

2. “Akademik Kibir” İddiasına Cevabım

Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesinde kullandığı başlıklardan birisi şudur: “Akademik kibir de bir bilimsel suistimal vakasıdır”.

Makale bütünü itibarıyla benim bir yazıma cevap olarak yazıldığına göre herhâlde “akademik kibir” ile suçlanan ve dolayısıyla “bilimsel suistimal vakası” olan kişi benim! Ne var ki sayın Yalçıntaş, bu başlık altında, bu iddiayı somut bir örneklerle ispatlamak için çaba göstermiyor. Bu başlık altında iddiasını ispat için sadece benim atıf sayılarımı verdiğim paragraftan yola çıkarak edindiği “izlenimi” veriyor ki, bu izlenimin neden gerçeği yansıtmadığını yukarıda açıkladım.

Sayın Yalçıntaş’ın sahip olduğumu iddia ettiği “akademik kibir”e somut örnekler vermesini ve bu örnekler üzerinden nasıl olup da benim “bilimsel suistimal vakası” olduğumu ispat etmesini beklerdim. Maalesef bu yönde bir ispat faaliyeti sayın yazarın makalesinde yok.

Okuyucudan makalemi tekrar okumalarını ve makalede “akademik kibir” olup olmadığı sorusunu kendilerine sormalarını istirham etmekten başka yapacak bir şeyim kalmıyor.

3. Hakem Sürecinin Mahremiyetini İhlâl Ettiğim İddiasına Cevabım

Sayın Altuğ Yalçıntaş, makalesinin yukarıda tamamını alıntıladığım paragrafında “Gözler’in hakem sürecinin mahremiyetini ihlal ettiği … izlenimi edindim” diye yazıyor.

Bu iddia da vakıa olarak tam doğru değildir. Ben “hakem sürecinin mahremiyetini” değil, “hakem raporlarının mahremiyeti”ni ihlâl ettim. Hakem raporlarını aynen yayınlayarak bu raporları aleni hâle getirdim. Ama bunu makalemin hakem süreci devam ederken yapmadım; yukarıda tarihlerle açıkladığım gibi bu süreç tamamlandıktan sonra, makalemin reddedilmesinden bir yıl sonra yaptım.

Hakem raporlarının (sürecin değil) mahremiyetini bilerek ve isteyerek ihlâl ettim. Bunu yaparak da kamuya hizmet ettiğimi düşünüyorum. Hakemlerin isimlerini biliyor olsaydım; bu isimleri de açıklayacaktım.

Hakem raporlarının gizliliği konusundaki görüşümü, 22 Ağustos 2019 tarihinde yayınladığım “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” başlıklı makalemde açıkladım. Burada kısaca tekrarlayayım:

Kanımca, hakem incelemesi süreci sona erdikten sonra hakem raporlarının yayınlanmasında hukuka bir aykırılık yoktur. Hakem raporları gizliliğe sahip birer idarî belge değildir. Bunlar bilgi edinme hakkı çerçevesinde istenebilecek belgelerdir. Etik bakımdan ise hakem raporlarının gizliliği, değerlendirme sürecinde bulunulan safhaya göre değişir. Değerlendirme sürecinin tamamlanmasından bir yıl sonra bu raporların neden gizli kalması gerektiğini ben anlayabilmiş değilim.

Bu raporlara mutlak bir gizlilik sağlanması, hakemlik görevinin kötüye kullanımına zemin hazırlamaktadır. İhtimal, 30 sayfalık bir makale 3 cümleden ibaret hakem raporuyla reddedilebiliyor. Burada bir kötüye kullanma yok mu?

Varsayımsal örnekleri bir yana bırakıp “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” başlıklı makalemden alınma somut örnekler vereyim:

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinde ben bir buçuk yıldır makalemin yayınlanmasını beklerken, bu Derginin son sayısında (Cilt 68, Sayı 1, Nisan 2019), bu Fakültenin mensubu Dr. öğretim üyesi bir meslektaşımızın iki ayrı makalesi yayınlandı. Bu makalelerden birincisi 32 günde, ikinci makale ise sadece 12 günde hakem incelemesinden geçmiş ve yayınlanmıştır. Bu “torpilli makaleler”in yayınlanmasını sağlayan hakem raporlarını ve hakemlerin isimlerini öğrenmek hakkımız değil mi?

Aynı makalemden alınmış diğer bir örnek: TODAİE’nin kapatılmasından sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi tarafından çıkarılan Amme İdaresi Dergisinin 52’nci cildinin 1’inci sayısında (Mart 2019) yayınlanan “Tanzimat Dönemi Düşüncesinde Oryantalizmin Siyasî ve Kültürel Reddi” başlıklı makalenin yazarı Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesi Kemal Şamlıoğlu’dur. Kemal Şamlıoğlu’nun akademik bir kariyeri yoktur. Bu makalenin yayınlandığı tarih itibarıyla Kemal Şamlıoğlu’nun yayınlanmış bir başka akademik makalesi de yoktur. Söz konusu makale AİD’de yayınlanmayı hak etmeyen ve fevkâlâde düşük akademik kalitede bir makaledir. Böyle bir yazarın ilk akademik makalesinin Türkiye’nin en prestijli dergilerinden birinde yayınlanması olağandışı bir durumdur. Bu makalenin yayınlanmasında pek muhtemelen Kemal Şamlıoğlu’nun Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesi olması etkili olmuştur [3]. Bu makalenin Amme İdaresi Dergisinde yayınlanmasını sağlayan hakem raporlarını ve bu raporları yazan hakemlerin isimlerini öğrenmek hakkımız değil mi?

Hakem raporlarına ve isimlerine mutlak gizlilik tanınırsa, “torpilli makale” problemiyle nasıl mücadele edeceğiz?

Uzun lafın kısası hakem raporlarında pek çok ihmal, hata ve suistimal yapılmış olabilir. Bu raporlar açıklanmaz ise bunların denetimi nasıl yapılacak? Gizlilik ihtiyacı ile denetim ihtiyacı arasında bir denge kurulması gerekli değil mi? Kör hakemlik sürecinde dahi hakem raporlarına mutlak gizlilik tanınamayacağını, hakemlik süreci tamamlandıktan sonra ve belli şartlar altında hakem raporlarının açıklanması gerektiğini düşünüyorum.

4. Altuğ Yalçıntaş’ın Argümantasyonundaki Temel Problem

Bilim etiği ile ilgili pek çok konu oldukça tartışmalıdır ve bu gibi konularda bilim insanlarının farklı görüşte olmaları kadar doğal bir şey yoktur. Ancak bir konu hakkında farklı görüşte olmak başka, konuyu oluşturan maddî vakıaları ihdas etmek ve bunların tavsifini yapmak başkadır. Bilim insanları belirli bir konuda farklı görüşler ileri sürebilirler; ancak bu görüşlerin üzerinde sürüldüğü konuya ilişkin maddî vakıaları doğru bir şekilde ihdas etmek ve bunları doğru bir şekilde tavsif etmekle yükümlüdürler. Bilim insanından bilim insanına değişen şey, vakıaların ihdası ve tavsifi değil, ihdas ve tavsif doğru bir şekilde yapıldıktan sonra, sorunun çözümü konusundaki ileri sürülen görüşlerdir.

Bir örnekle açıklayayım: Sayın Altuğ Yalçıntaş, söz konusu makalesinde, “Gözler’in hakem sürecinin mahremiyetini ihlal ettiği … izlenimi edindim” diye yazıyor. Oysa mahremiyetini ihlâl ettiğim şey, hakemlik süreci değil, hakem raporlarıdır. Zira hakem raporlarını bu süreç tamamlandıktan bir yıl sonra yayınladım. Dolayısıyla buradaki vakıa “hakemlik sürecinin mahremiyetini ihlâl” değil, “hakem raporlarının mahremiyetini ihlâl”dir. Vakıanın varlığını veya yokluğunu doğru bir şekilde tavsif ettikten sonra, ben “bu raporlara mahremiyet tanınmamalıdır” görüşünü; sayın Yalçıntaş da “raporlara mahremiyet tanınmalıdır” görüşünü savunabilir ve bu iki görüş de bilimsel olarak aynı değerdedir. Ben vakıayı doğru bir şekilde ihdas ettikten sonra savunulan farklı görüşlere karşı değilim.

Diğer bir örnek: Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın “Gözler’in … sahip olduğu itibarını editör ve hakemler üzerinde baskı kurmak için kullandığı izlenimi edindim” cümlesiyle benim editör ve hakemler üzerinde baskı kurmaya çalıştığımı iddia ediyor. Oysa yukarıda açıkladığım gibi, benim böyle bir baskıyı kurmam maddî vakıa olarak imkansız bir şey.

Başka bir örnek: Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesinde bana yönelik olarak “Akademik kibir de bir bilimsel suistimal vakasıdır” diye bir başlık atıyor; ne var ki, yukarıda açıkladığım gibi, bu başlığın altını somut vakıalarla doldurmuyor. Benim nasıl olup da akademik kibir içinde bulunduğum vakıasını ihdas etmiyor; ama bu vakıa ispatlanmış gibi bu vakıanın “bir bilimsel suistimal vakası” olduğu sonucuna ulaşılıyor.

5. AÜSBFD Editörü Çınar Özen’in Bir Hatası Var mı?

Sayın Altuğ Yalçıntaş’ın cevap makalesinde yer yer AÜSBFD Editörü sayın Prof. Dr. Çınar Özen’i suçlayıcı ifadeler vardır. Yalçıntaş’ın makalesinde AÜSBFD Editörü, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, bana hakem raporlarını ve yazışmaları yayınlama iznini vererek hata yapmakla suçlanıyor [4].

Belirtmek isterim ki, AÜSBFD Editörü sayın Çınar Özen, bu konuda bana gönderdiği e-postaların hepsini aynı zamanda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanına CC etmiştir. Dolayısıyla, AÜSBFD Editörü sayın Çınar Özen’in bana verdiği izin sayın AÜSBF Dekanının bilgisi dahilindedir. Bu e-postaları 23 Ağustos 2019 tarihinde idare.gen.tr’de olduğu gibi yayınladım. Sayın Yalçıntaş’ın bu e-postaları görmüş olması gerekir. Bu nedenle suçlayacaksa sadece Editörü değil, AÜSBF Dekanını da suçlamalıdır.

İlave etmek isterim ki, ben AÜSBFD Editörlüğüne hakem raporlarını yayınlama izni almak için ilk defa 11 Haziran 2019 tarihinde başvurdum. Hakem isimleri dışında olumlu cevap, sayın Prof. Dr. Çınar Özen’den 15 Haziran 2019 tarihinde geldi. Makalemi ise iki ay sonra, 23 Ağustos 2019 tarihinde yayınladım. Makalem yayınlanıncaya kadar da verdikleri izni geri alabilirlerdi. (17 Ağustos 2018 tarihinde, makalemi yayınlamadan 6 gün önce, makalemin hazırlık versiyonunun ilgili kısımlarını ekleyerek, makalemi yayınlamak üzere olduğumu ve arzu ederlerse cevap verebileceklerini belirten bir e-postayı Editör sayın Çınar Özen’e tekrar gönderdim. Bu son e-postaya cevap alamadım).

6. Sonuç

Türkiye’de akademik dergi yayıncılığının çok ciddi sorunlar içinde bulunduğu yolundaki iddiamı bir kez daha tekrarlamak isterim. Bu sorunların çözümlenebilmesi için bunların yazılı olarak gün yüzüne çıkması ve akademik çevrelerde tartışılması gerekir. Benim 23 Ağustos 2019 tarihli söz konusu yazım ve keza daha önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisine yönelik olarak yayınladığım 4 Haziran 2018 tarihli yazım ve genel olarak da 22 Ağustos 2019 tarihli makalem, böyle bir tartışmayı başlatmak amacıyla yazılmıştır. Sayın Altuğ Yalçıntaş da benim bir makaleme cevaben bu tartışmaya katıldığına göre, bu amaca kısmen de olsa ulaştığım anlaşılıyor. Umarım sayın Altuğ Yalçıntaş gibi başka meslektaşlarımız da bu tartışmaya katılırlar ve bu konuda cevap ve eleştiri makaleleri gelmeye devam eder.

Bu makaleyi bitirirken sayın Altuğ Yalçıntaş’ın makalesi hakkındaki yargımı özetle tekrarlayayım: Yalçıntaş’ın söz konusu makalesi, geneli itibarıyla, yukarıda bahsettiğim tartışmaya önemli katkılarda bulunan değerli bir makaledir. Makalede ileri sürülen görüşlerin çoğunluğu, en az benim görüşlerim kadar saygıya değer görüşlerdir. Sayın Yalçıntaş’ın burada eleştirdiğim ve kendisine cevap verdiğim üç paragrafı ve bir başlığı bundan istisnadır. Bu üç paragraf ve söz konusu başlıkta iddia edilen maddî vakıalar doğru bir şekilde ihdas edilmemiştir. Bu üç paragrafa ve başlığa ilişkin itiraz sebeplerimi yukarıda açıkladım.


4 Ekim 2019


DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[1] Altuğ Yalçıntaş, "Türkiye’de Bilimsel Suistimaller ve Kemal Gözler’e Cevap: Bir Bilimsel Suistimal Biçimi Olarak Hakem Sürecinde Yaşanan İhmaller", T24, 2 Ekim 2019 (https://t24.com.tr/...842025). Makaledeki siyah vurgu bana ait.
[2] Kemal Gözler, "AÜSBFD Tarafından Reddedilen Bir Makalem Dolayısıyla", www.idare.gen.tr/ausbfd-ret.htm (Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2019).
[3] Bu konuda daha fazla bilgi için “Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler” (www.anayasa.gen.tr/dergi-yayinciligi.htm) başlıklı makalemin 10 numaralı başlığına bakılabilir.
[4] Örneğin makalenin bir yerinde yazar “… AÜSBFD editörü yazışmaların yayımlanmasına razı olmamalıydı” diyor. Bir başka yerinde editörün izniyle hakem raporlarını yayınlamam “… mahrem yazışmaların aleni hale getirilmesi dolayısıyla bir dizi ihmalin bulunduğu bu vaka” olarak nitelendirilmektedir. Yine yazar makalesinde “editörler ve yazarlar rıza gös-terseler de raporları yazanların ismi ve yazışmalar aleni hale getirilmez” diyor. Oysa editör, yazışmaların yayınlanmasına izin verdi. Makalenin alt başlığı dahi AÜSBFD editörünü suçlar niteliktedir: “Bir bilimsel suistimal biçimi olarak hakem sürecinde yaşanan ihmaller”. Hakem sürecinden editör sorumlu olduğuna göre, bu alt başlığın muhatabı editördür.


(c) Kemal Gözler, 2019.

UYARI: Makalemin tam metin olarak başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde yayınlanmasına rızam yoktur. Makalemden ancak miktar olarak yarısını aşmamak ve www.idare.gen.tr/yalcintasa-cevap.htm adresine link verilmek şartıyla alıntı yapılabilir.


Bu makaleye aşağıdaki şekilde atıf yapılması önerilir:
Kemal Gözler, “Altuğ Yalçıntaş’ın Cevabına Cevap: İtibarımı Editör ve Hakemler Üzerinde Baskı Kurmak İçin mi Kullanıyorum?” www.idare.gen.tr/yalcintasa-cevap.htm (Yayın Tarihi: 4 Ekim 2019).

Bu makale izleyen makalemi devamı niteliğinde bir makaledir:
Kemal Gözler, "AÜSBFD Tarafından Reddedilen Bir Makalem Dolayısıyla", www.idare.gen.tr/ausbfd-ret.htm (Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2019).

Bu makale ilginizi çektiyse izleyen makalelerim de ilginizi çekebilir:
1. Kemal Gözler, "Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler", www.anayasa.gen.tr/dergi-yayinciligi.htm (Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2019).
2. Kemal Gözler, "Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına Açık Mektup", idare.gen.tr/auhf-acik-mektup.html (4 Haziran 2018).



Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.idare.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/yalcintasa-cevap.htm
İlk Yayın Tarihi: 4 Ekim 2019, Saat 15:00
Son Değişiklik/Düzeltme Tarihi: 5 Ekim 2019, Saat 07:10